20120823



gittiğin gün sonumuz olacak
tensiz
ve tam denkler küplere galip
gir kaz çoğumuzu yokoluşların katlanacak
hilkat -ların sesinde dağılacak
-kimi o -ların seni sevmeyen-
üç beş adam kusacak
madamlar onbinlerce kez kusuyor gibi yapacak
seni kime çekişiyle şu koşan atların
gani gani böyle sevişmişim ellerimle
yek iki kelime vereceğim
gözlerini oyacağım kemiklerini
etlerinin önünde vezir olacağım

yavrum nerede yavrum
sikeceğim miyavlamayı

şimdi bu -larınlardan ikisi
vermiyor hani beni sana
senden tuzak sana dahil sende çok
kaynattığımız aşk bulvarlarda takılı
delileri toplayacağız evine
delileri ellerine
ilk saptığım kulvarda deliler
aşkın kimde
hem garip gibi bende
buna delireceğim
aşıkların gözleri kördür sevgililer gibi

sen olmayacaksın
bakacağım
dizlerine

sonradan gidemeyeceğim bulvarda dileniyorum
ağacın buluşmaları yüzünden tenin
tam buradan sesleniyorum yatak döşeğine
yatak döşek sana galip olmayı öğretiyor
"af edersin"
belki "zamanı her şeyle ölçebilirsin"
demişti bir madam
bir madam şakacı sakallı
bir dekadan zalimliğini eskiden yaratmış
kuyuma benziyor dedim şu kimin ki
sözler içersinde büyüyorum artık
enkaz bir aşk gibi işte
kaç diyorum güzelliğine
aşağıdan bakıyorum gözlerine

yavrum nerde yavrum
sikeceğim havlamayı

gelip de kusacağım yüzüne aklıma gelen her düşeşi
kusacağım ve saklanacak kanı hayat kahvelerine

zenne
sikeceğim seni durma kaç
kaç patlak alnımdaki duvara

"düşüneceğim bunu aşk kalabilirdi bizde"
sıralarımız değişmeseydi eğer
-ramen koklayacağım seni
-sillesiyle seveceğim "gine"
yuvalarında her gün bir kelebeği daha öldüreceğim

yavrum nerde yavrum
sikeceğim kükremeyi

elbiseler getireceğim sana
yırtsan da dikilmeyecek
baksan da silinmeyecek

tamam hadi çık merdivenine
ya da kur bir kaç saat daha tadayım seni
hilkat bir saat daha içine
çıplak bir saat daha dışımıza
belki sonumuz olacak
dolduğumuz gün

                                                                boratosunabla*
*ahsenözercan'a ithafen

20120815



bulut rengi bir gitarda ince mi teliydi, dokunulmaktan hoşlanmaz ama mecburen diğer beş tele uyardı. sahibininkinden başka ellere katlanamaz penasıyla canını acıtan herkese
ah ederdi.

hassastı, çabuk kopar ama solo çalınınca en güzel duyguları nedense o verirdi. hep en üstteki ikiz kardeşine özenir onun kadar güçlü, diğerleriyle beraber çalınınca onun kadar baskın olmak isterdi.

alıngansa sakin
öfkeliyse ürkek olurdu

üzgünse kızgın
mutluysa saygılı olurdu*

                                                                                             boratosunabla*


*eski iş, yeni ithaf

20120614

                         6  6  6


bu aralar fırat tınç önderliğinde ve
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_drug_films
sponsorluğunda
drugs night!


"abi ben evde çukulatalı kurabiye yapabiliyorum! getir asetonu tolueni yıkalım burayı."*


rob halford mı? ozzy mi? hıaa! e baş yapıtmış bu?

spun!
trailer:




20120605

Kathy Acker was an American experimental novelist, punk poet, playwright, essayist, postmodernist and sex-positive feminist writer.


Acker's formative influences were American poets and writers (the Black Mountain poets, especially Jackson Mac Low, Charles Olson, William S. Burroughs), and the Fluxus movement, as well as literary theory, especially the French feminists and Gilles Deleuze. In her work, she combined plagiarism, cut-up techniques, pornography, autobiography, persona and personal essay to confound expectations of what fiction should be. She acknowledged the performative function of language in drawing attention to the instability of female identity in male narrative and literary history (Don Quixote), created parallelism in characters and autobiographical personas and experimented with pronouns, upsetting conventional syntax.***
                                   
                   -Wikipedia, the free encyclopedia-                          



VAHŞI OĞLANLAR



"...Her şeyin müthiş bir ironi ve alaycılığa maruz kaldığı bu "anti-edebiyat" başyapıtı James Joyce ve Samuel Beckett'in edebi deneyselliği ile Marquis de Sade'ın cinsel cürretini bir araya getiriyor. Bunun üzerine bir de uyuşturucuların halüsinatif etkisini ekleyin. Ve işte karşınızda, sizi daha önce deneyimlemediğiniz bir dünyaya sürükleyecek bir hikaye ve kışkırtıcı diliyle William S. Burroughs."



bir gün Jiddu Krishnamurti korkunç bir bel ağrısıyla Doktor Benway'in kapısını çalar.*

20120604



kaldırırım kafamı yukarı
gördüğüm şey ıslak mis kokan toprak
bir köprüden geçerken gıcırdar ellerim
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz

şimdi bir yokuş çıkar ruhum
bir su aygırı açar ağzını afrika'da**
sayfalara akar parmak uçlarımdan gaddar anılarım
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz

uzakta bir karınca hapşırır
bedenimi sarmaşıklar sarar toprak altında
bir ateş kadar soğuktur yatağı kimsesizlerin
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz

dünya dönerken biri üzerinde bıçağını biliyor
keskin olan tarafa insan kader diyor
yavru-ağzı bir gök adam-götü rengi bir eve düşüyor
güldükçe bakar baktıkça güllerim
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz

                        boratosunabla*

**ithaf.





                                                                         zaten zor nefes alıyorum?*

20120530


-Bir kavramın anlatılmasında benzer özelliklerinden dolayı başka kavramların kullanılması (genellikle görsel ya da somut ifadelerle anlatımı kuvvetlendirme amacıyla kullanılır.)




                         -viki sözlük/özgür sözlük-

20120528



rastgele bir buluta bindim
götür beni maviye dedim

bir anda karardı
önce nefretini kusup
sonra bağırdı
ahmakları buldu
ve ıslattı

neden dedim

aşağı bak
ne kadar küçükler
sadece kendilerine bakıyorlar
dikkatlerini anca böyle çekiyorum dedi

şu hale bak korkuyorlar benden
tanrı dediler bana
isim taktılar
dua ettiler
benden bir şeyler istediler
koyuna bile benzettiler
bırak dalgamı geçeyim

renk renk şeyler açıyorlar
suyumdan kurtulmak için
oysa bilmiyorlar
kafalarına düşen her damla
bütün kötülüklerini alacak
saklanıyorlar arınmaktan
bırak kötüleri izleyeyim

peki ya mavi dedim

mavi yok dedi
hiç olmadı
insan gözlerin
kopkoyu siyaha
mavi ismini taktı
maviyi aldı umutla karıştırdı
denizle dölledi
bırak renkleri kirleteyim

tanrı dedim

tanrı benim dedi
her zamanda ben kalacağım
bir ağacın ruhunda
toprakta
suyumdan korunup
gözlerinizden akan suya duygular yüklediğiniz
ufacık iç dünyanızda kalacağım
bırak şimdi yerime gideyim

en yalnız benim aranızda
ne bir koyunum
ne de gözlerimden akan sular var
her gün zorla size bakmaktan
kafamdan hiç çıkmıyor hatıralarım

önceleri bende insandım
sonra
"kendimden kurtulmak için gölgemi koridora astım."


                                     boratosunabla*

20120527




ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu

                                kesmemeye


Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil



Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil



Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil



Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
                                değerlendiremez

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
                                 diziyorlar
Bütün kara parçalarında
                            Afrika dahil



Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika hariç değil


                                 cemal süreya

20120526


hiç kararmış filan değilim
üstelik sevinçliyim tazeyim diriyim
karpuz taşıyan bir kamyon gibi aceleciyim
ama şunu kaç kişi hatırlar mesela:
kanlı ellerini önlüğüne silip
kesimden sonra
güvercini düşünen memedali'yi
müniple nizip arasında

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim birtanem biliyorum da
şimdilik bağışla

      turgut uyar - baharda - son şiirler - büyük saat






20120524



sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
uzakta terk edilmiş bir parkta 
ahşap bir kaydırak
"çıt"layacak


sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
yağmurdan ıslanmış odanın camında
bir damla 
"kay"acak


sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
gece korkan bir çocuk
"anne!" diye bağıracak
"annesi" yetişip onu yanına 
"al"acak


sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
rüzgarda gözüne bir şey kaçacak
sakın kaşıma
nolursun 
yoksa
ölümüm ellerinden 
"ol"acak




                     boratosunabla*



                                                                     "...ölçeği sevgi olan bir harita..."



20120522


zamsk,zömçhk.*

"sal gitsin hayallerini, hepsine ulaşabilirsin!"

dağ başında yaşamamın ve iki gün üst-üste bu kadını dinleyememenin o güzel kekresel "buruk"luğuna. -kekremsi değil evet kekresel-


tanıdık gelmedi mi? belki bu anlamlı gelir; 










televizyonda mezzo açıkken uyuya kalmanın ve bir gece bu kadınla karşılaşmanın dayanılmaz hafifliği. vol1

vol2; nils petter molvaer - san sebastian jazzaldia 2009
                   
                               yakında.(dır)

20120521



uzaktan bir ses geliyor
"kan dökücü tanrı!"
"kan dökücü tanrı!"
delinin biri
aklının fikri
ya da
dervişin zikri
tam duyamıyorum
perdeler kapalı
pencere kirli

önümde televizyon
içinde yalan
açık

renk kusmuğundan başka
bir şey olmayan
ekranda
bağıran
koşuşturan
bir kaçık

gözlerim kapanıyor
işaretler görüyorum

susuz bir havuzda
bir kaşık "ses"de boğuluyorum

bir kitap var önümde
içinde
eski resmin
hala bu kadar berrak mı tenin

turuncu
bir sende
birde gözleri çekik
ufak bir budist ermişte
bu kadar "aydınlık" durur
herhalde

gece
siyah çarşaf
terli beden
kanınla boyadığın duvarlar
sonu gelmez
karıncalı
uyuşturan bir
sanrı

baş ucumda belki  hatırlarsın
a.alvarez "intihar, kan dökücü tanrı"


                         boratosunabla*

20120520




-pardon bakar mısınız? saatiniz kaç acaba?
-saatim "büyük saat"*


                                            http://www.afilifilintalar.com/engereklimetinler3


  "Hiçbir aşkın konu başlığı ve bazı yazıların konusu yoktur."





"Kişi aşık oldu mu , beynini yer.Kendisiyle öpüşür,barışır.Çarpıcı aşk parçaları dinler,iyi giyinir ,düşünerek konuşmaya başlar,sade vatandaşlığını unutur ,şiir miir okur,olası bir gece jimnnastiği için kıçını-başını daha bir dikkatli yıkar,temiz don-temiz çorap giyer.Bu arada ilginç bir özellik daha kazanmıştır:Üstünü ve sık sık koltukaltlarını koklamak ...


Gelin,doğru konuşalım: İnsan aşık oldumu,başka biri olma uğraşı gündemine gelir.O güne kadarki tüm özellikler rafa kaldırılır,yerine yenileri edinilir.Tanrım ,meğer gülerken arkadaki çürük dişim görünüyormuş!! Neden bunu evvelden farketmedim! Felaket!


İlk telefon konuşması,yaklaşık bir buçuk saat sürer ve mutlaka konuşulacak birşeyler bulunur.Kim daha çok seni seviyorum derse üstünlüğü o sağlayacaktır....


Gelin doğru konuşalım: İnsan aşık oldu mu ,kendini beğenmez olur.Kişiliğinden ,varlığından soğur.Ruhuyla kavga eder,küser.Ve arabesk tahtına kurulur:'Ben sana layık değilim,kendine daha mükemmel bir sevgili bul,burnunda sümük var ,benden nasılsa bir gün ayrılacaksın,ne bakıyorsun lan sevgilime,kim o daha önceki mi, sen bende ne buluyorsun,beni param için sevmiyorsun değil mi,bağırmadan konuşuyorum,dağıtırım ulan burayı ,içim yanıyor içim...'


Ayrılırsınız.Artık aşk konusunda ahkam kesebilecek ve aşık dostlarınıza altın uyarılarda bulunabileceksinizdir;


-Yok hocam ,yok... Bunlar ağır mevzu! Bizden geçti!"




tamamı değilse bile idare eder bir kopyası tadında ki love story. bir küçük İskender dayağı.*





20120517



Günü hatırlatan ufak bir kırmızılık kalmıştı gökyüzünde…
Kafanı çevirdin. Dışarıya baktın. Gün, geceye yeniliyordu. Sigara paketini aradın. İçinden bir dal çekip, yaktın. Elini, camın altındaki soğuk mermere yasladın. Düşündün.
Neyi?
Kararan bir meyvanın rengini andırdı gökyüzü…
Dışarıdan –uzaktan da olsa- haykırışlar geliyordu, gülüşmeler ve kahkalar…
Duydun. Camdan ayrılıp masana oturdun. Kültablası izmarit yığılıydı artık. Üst üste binen, leş kokan  izmaritler güler gibi oldu sana. Umursamadın.
Kimi?
Kalktın. Üzerine ütüsüz birkaç bişey giydin. Dışarı çıktın.
Yürüdün. Hiç düşünmeden adımlarını attın.
Nereye?
Az bir zamanda bir tepeye vardın. Buraya daha önce gelip gelmediğini anımsayamadın ilk önce. Çevrene baktın. Sokağa atılmış küçük bir çocuk gibiydin o an da… Korktun, gözlerinden bu anlaşıldı. Başkaları anlarsa ne yaparım diye düşündün. Korkunu içine gömdün.
Başkaları?
Tepedeki yalnız banka oturdun.
Evinden çıkmadan önce gelen gürültüler silinmişti. Buna sevindin.
Sigaraya sarıldın. Yaktın. Ağzında öylece tuttun. Sonra içine çektin dumanı hırsla…
Aklına masada yarım bıraktığın roman geldi. Oradan üç beş cümle mırıldandın içinden. 
Bir an gözlerin büyüdü. Zihninde bir şeyler canlandı sanki. Hayata karşı hep bir sorunun vardı. Bunu büyüttün o gözlerini kocaman açarak…
Hayat?
Gölgeler belirdi önünde bir anda, tanrıları arkandaki sokak lambasıydı…
Onlarla konuşmaya başladın. Sigara uzattın hatta birine. Almadı. Güldüler sana bakarak. Hep bir ağızdan kahkahaları yükseldi gecede…
Namussuz gölgeler…
Bu tepeye daha önce geldiğini hatırladın. Kiminle olduğu konusunda kuşkuların vardı ama… “Sevgilimle,” diye geçirdin içinden. “İmkansız,” dedin sonra…
Gölgeler sıcaktı. Ağladılar.



bütün insanlar çıplak gezerken
beni soğuktan ikiye katlayan şey ne
herkesin soluduğu havada
burnuma gelen kötü koku ne
kalabalık bastırırken
etrafına
bak(a)madığın
o gözlerde ki
duygu ne

insan yapımı
bir şeyin altında
arıyorduk aşkı
oysaki bu dünya
yetemeyecekti bize
türlü totemlerimiz vardı
kara büyüye döndü

kareler ne kadar önemliydi
bronz bir alet içimizi ne kadar titretir
yağmur ne kadar soğuk olabilirdi
herkesin gözleri
biri gibi bakabilir mi
herkesin gözleri
seninkiler kadar değişken mi
kenetlenmek sıcak mı hissettirir
duvarları tırmalayan bir yabancı
çıkarsa karşına
ya da yarım bir hicaz

zamanında anlaşıladım
zamanla anlaşılmaz

      boratosunabla*


20120515



hiç sigaraya yakından baktın mı
arkasında beyaz kül bırakarak 
yanışını
kağıt arkadaşından ayrılırken
işe yaramaz bir küle dönüşenin
bağırışını
yanık yerdeki meleksi 
siyah hareyi
içine çekmeni bekleyen
anca o zaman kızarabilen 
ateşi




üfleme 
tut içinde 
daha çok öleceksin
küfür etme
kokan ellerine
öyle sevileceksin
kuru ağzın 
boğazın ve
ciğerinle yiteceksin


söndürme yananı 
sen tanrı değilsin
tanrıya rastlayamadan
bu dünyada
iğrenç kokan
bir küle dönüşeceksin


aklında tutunan
tek cümle şu olacak
her izmarit 
bir pakete geberdir


sönecek olan zaten
bu dünyada
kendi
küllüğüne doğar


ve bir nefes 
bir ateş kadar 
yaşar


            boratosunabla*


20120514



  Ufak su damlacıkları ıslatmıştı bedenini…
 Yatağa girmeden önce bir bira içmek istedin. Kalktım. Biranı getirdim. Elinde tuttun, ılıttın biranı. Anlam veremedim buna.
 Yanına yaklaştım. Konuşmak istedim. Bakıştık. Gözlerin, bıraktığım gibiydi. En son ne zaman görmüştüm seni… Hatırlayamadım…
  Biranı ufak yudumlarla içiyordun. Akşam, geceye doğru dönüyordu artık... 
  Yarısını bile içemediğin şişeyi yere bıraktın. Bana döndün. Elimde, yeni yaktığım sigaramla sana bakıyordum. Gözlerimiz aynı noktada durdu.
  Açık camdan içeriye rüzgar yağmur taneleri taşıdı…
  Dudakların ıslaktı. Bira ve sigaranın dayanılmaz zevkiyle doluydu. Öpüştük. 
  İzmir bu mevsimde sıcak mı olur?

ağzında bir parça kan kalmıştı
silmeden geldi
zaman zarfına koyduğu
hayatları
gündüz düşleri
yatak altı sevişleri
ve sonu gelmez
günah
pullarıyla süslemişti
pulları yapıştıran kanın
geri kalanı idi.

                        boratosunabla*

20120513

"ufak su damlacıkları ıslatmıştı bedenini..."

umarım sadece benim merakla beklemediğim emircan kürküt'ün yan yana getirilince anlamlı sözcükler oluşturan harflerden oluşmuş hikayesi yarın bu saatte burada olacaktır. abla-kardeş yayın imtihanla "gösterir"*
yüzü yüzüme değdiği zaman teninin kokusuyla irkilirdim
gözlerinde çatlak damarlar
burnundan gelen içinin kokusu
ağzı, dişleri
32 tane
konuşmaya başlayınca
hep birlikte hareket eden
-ucuz ruj- kokan dudakları ve tükürük kokusuyla karışan
nefesi
yüzünde ufak siyah kıllar
boynunda "gece terlemesi" kokusu
yanına yaklaşınca yosunlu dişlerini ortaya çıkaran gülümsemesi
gözlerinin yanında kırışıklar
alnı yağlı, sivilceli
ve 
göbek taşı tarafından lanetlenmiş
"leş kokan"
bedeni


sadece ben mi böyle
görüyorum diye sorardım
kendi kendime
sonra hatırlardım ne çok
sevdiğimi


kimse görmezdi onu
benim gördüğüm gibi
bana sorsan böyleyken
her -santimetrekaresi-
cennet bahçesi
                                             
             
                 boratosunabla*    
     
                                



She take my money when I'm in need
Yeah she's a trifling friend indeed
Oh she's a gold digger way over town
That dig's on me



(She gives me money)
Now I ain't sayin' she a gold digger (When I'm in Need)
But she ain't messin' with no broke niggas
(She gives me money)
Now I ain't sayin' she a gold digger (When I'm in need)
But she ain't messin' with no broke niggas
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl gone head


Richie Kotzen - Gold Digger (Kanye West feat. Jamie Foxx cover)



20120511


                                                           “Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun oğlu 
                                                                                    bir şiir okusa  Karacaoğlan'dan
 Orhan Veli'den Yunus'tan, Yunus'tan...”
Sait Faik Abasıyanık


Kalabalıklar içinde yalnızlık çekmenin
ne demek olduğunu en iyi anlatan üstat
                                                                                       Sait Faik’in anısına, saygıyla…

Hişt… Hişt… Hişt…
Nereden gelirse gelsin be… Yeter ki bi hişt sesi gelsin kulaklarımıza…
Panço, Panço, PANÇO!
Orada mısın?
Hişt!
İstanbul’dan kaçıp, Burgazada’ya atıverdin kendini… Bir ayağın hep şehirdeydi ama… Beyoğlu’nun meyhanelerinde rastlayabilirdik sana bazı geceler…
Hişt diyebilirdik ardından…
Kafanda neredeyse hiç çıkarmadığın şapkan olurdu. Eminim.
Ağzında yarısına kadar içtiğin cigaran… Tüttürür dururdun sürekli … Ve masanda rakı… Ölümüne yol açan, beyaz büyü…
Belki edebiyatçı dostlarından bazıları da olurdu yanında… Ama sen, yalnızlıktan hoşlanırdın her zaman…
Evlenmeyi seçmedin… Kadınlarla aran o kadar da iyi değildi, bir ara yaklaştın evliliğe… Olmadı. Böylesi daha iyi!
Sürekli içinde yazma isteği vardı… “Yazmazsam,” demiştin bir defasında, “deli olucam!”
Doğruydu… Hele böyle boktan bir hayatın içerisinde yaşarkan… Yazmaktan başka sığınak mı vardı?
Bir ara bıraktın yazmayı. Küstün her şeye! İyi ki tekrar başladın üstat! O kalemi yolda gezerken iyi ki tutup, öptün sonra yonttun… Ve yazdın!
Akşamüstleri geliyordu aşık olduğun kız… Tam insanlar işten çıkarken… İstiklal’de, tramvaydan iniyordu… Namussuzdu! Hep aynısını yapıyordu!
İnsanlardan uzak dursan bile, içinde bir sevgi vardı onlara karşı…
“Bir insanı sevmekle başlar her şey!” derken bir hikayende, bunu duyumsamamak elde değildi…
Balıkçılar, ada insanları, emekçiler, havuz kenarında kendiyle konuşan bir berduş sayende konuk oldu zihinlerimize…
Bu yazıyı çok sevdiğin Kaşıkadası’ndan yazıyorum!
Hişt…
Hişt… Hişt…
Panço yanında mı üstat?




20120510

. . .İntiharın cesur adamların kurtuluş yolu olduğuna inanmışımdır hep. Son kumar oyunu. Kesinlikle "Sikeyim hepinizi" tavrı. İntihar için haklı sebepler vardır. Herhangi bir ödlek yıllarca yaşayabilir, bokun içinde korkakça debelenerek. Keder. Acı. İçinizde olsun ya da olmasın. İradesi zayıf olanlar tutunup kalır. Tekrar tekrar yumruk yemek için. Asla huzuru bulamaz. Rahatlayamaz. Mabedini bulamaz. Kalıtsal mirasının ağırlığından kurtulamaz. Kötü genler. Darmadağın bir bilinçaltı. İşkence çeken libido. Parçalanmış ego. Sapkın bir öz benlik. Darmadağın sinirler. Adrenal kaosu. Yaşadıkları işkenceyi başkasına da yaşatırlar. Kurban kendine kurban edeceği birilerini bulur. Acaba intihar, psikopat davranışların kalıtsal olduğu aile geleneğini yıkabilir mi?


Lydia Lunch - Bir Seks Avcısının Günlüğü - Paradoks (syf. 93)



20120509


 Ve kadınlar çığlık çığlığa geçtiler...
 İki berduş bir otoyol kenarındalar, sarhoş her ikiside.
 Ellerinde boş şarap şişeleri... Kadınlara bakıp zevklendiler...
“ Biraz daha içer misin?”
“ Kaldı mı?”
“Hayır!”
Ve kadınlar yeniden geçtiler…
“İçerim.”
Ve kadınlar onlara bakıp güldüler…
“ İçelim.”
Ve kadınlar yaklaştılar.
“İÇELİM.”
Ve kadınlar daha da yaklaştılar.
“İÇERİZZZZ.”
Ve kadınlar… Ve kadınlar… Ve kadınlar…
Ve kadınlar geriye dönüp gittiler…
“ E hadi içelim!”
"Ve kadınlar çığlık çığlığa geçtiler... Iki berduş bir otoyol kenarındalar, sarhoşlar her ikiside. Ellerinde boş şarap şişeleri. Kadınlara bakıp zevklendiler..."

"abla-kardeş" yayınları iftirayla sunar merakla beklediğim yeni emircan kürküt yazısı... bu akşam! burada! umarım!
hiç anlamadığım ikilinin, hiç sindiremediğim alfa'sı
dayanamadığım egosantrik salınımların, piç gama'sı.




ihtiyar-abi nasıl oluyor ben anlamıyorum bu ikisini ya? tövbe allah günah yazmasın.


abla*-boşver abi saadetin güzeli çirkini olmaz. bu gece sen çekiyomuşun?

20120508

ginsbergamerikayıyazarken
cassadyrampadavitesdüşürürken
kerouackalınbituvaletkağıdıalırken
burroughskaşıkçakmakikilisiyleyken
brautiganevindeyalnızken
hunckletimesmeydanında
synderzazende
solomonrocklandde
orlovskyLaVignekarşısındaçıplakken
drleary"değişmeler"denbahsederken

ben daha doğmamıştım
ya/da
Woodland'daydım
hatırlamıyorum
hepimizin hayatı karışıktı
Bukowski'ninki bile.

                              boratosunabla*

20120507

".... Klasik müziği sevmiyorum (en azından, ondan etkilenmiyorum) çünkü kilise müziğine benziyor; çünkü, en azından benim kulağıma göre, bir günü, bir haftayı, bir hayatı oluşturan ufak duygularla ilgilenmiyor; çünkü geri vokaller, bas yürüyüşleri, gitar soloları yok; çünkü klasik müziği sevdiğini iddia eden pek çok insan aslında hiçbir müzik türünü (ya da kültürü) sevmiyor; çünkü ben başka bir şey dinleyerek büyüdüm; çünkü bana bir şey hissettirmiyor; çünkü ben dinlediğim müziğin olduğundan daha 'iyi' olmasına ihtiyaç duymuyorum - harika, gürültülü, diğer her şeyi bastıran, akıl dolu bir saksafon solosu benim işimi görüyor. Bu yüzden benim cenazemde 'Caravan' çalınacak..."


Müziğine sahip çıkan, onu başkalarının düşüncesine aldırmadan dinleyen, okurlarına ve kendisine dürüst bir yazar Nick Hornby. 31 Şarkı'yla zihninin kapılarını herkese açıyor, dünyayı ve hayatı 
sevdiği parçalar eşliğinde değerlendiriyor.


Sizin cenazenizde hangi müzik çalsın isterdiniz?


"gene bir şenol erdoğan "isim bağışlaması" sonradan almak için kendime not."
bana kid a ver bana amnesiac ver veya boşver lo-fi dinleyen bir çocuk vardı grupları ağzından cımbızla alırdım sonra bir gece nedense tutamadı ağzını paylaştı engin alternatif müzik bilgisini benimle sabah 6 oldu. yattık. huzurluydu. ben hala tatmin olmamıştım sonra bir daha da görmedim.

20120506


mare nostrum


en uzun koşuysa elbet
türkiye'de de devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi...
acıyorsam sana anam avradım olsun
ama aşk olsun sana çocuk,
aşk olsun...
                                      Can Yücel




bu insanlar öldüler
öldüler
öldü
öl


kimse boşuna yitmedi
yitmedi
yitme
yit


umarım biliyorsun
biliyorsun
biliyor
bil.
   
                                  boratosunabla*
burdan olacak iş değil ama yinede go home yankee** 

20120505




morphine is a potent opiate analgesic drug that is used to relieve severe pain. it was first isolated in 1804 by Friedrich Sertürner, first distributed by him in 1817, and first commercially sold by Merck in 1827, which at the time was a single small chemists' shop. it was more widely used after the invention of the hypodermic needle in 1857. it took its name from the Greek god of dreams Morpheus




                    -Wikipedia Free Encyclopedia-

20120504

İki kişiydiler. Denizden biraz yüksekte bulunan tepenin en ucunda birbirlerine sarılmış, öylece duruyorlardı. Bakıştılar. Gözlerinde şimdi ne olacak sorusu ve korkusu vardı her ikisininde. Adam, elini cebine attı. Sigara tablasını çıkardı. İki sigara çekti tabladan. Bir kendisine bir de yanında uzun saçlı kadına verdi. Sigaralarını yakıştılar. Birbirlerine bakmaktan vazgeçtiler o anda.  Sonsuzluğa doğru uzanan denize, gözlerini kısarak baktılar. Kadın bir adım geriye çekildi. Arkasını döndü. Bir adım daha geriye gitti. Aynı anda adam da ufak adımlarla denize doğru yürüdü.

Denize ufak bir taş atılmış hissi veren ses yankılandı kadının kulaklarında...

Sigarası halen yanıktı.
doksanlarda grunge doğmuş
ben içine doğdum bilmiyorum
taksim'de asmalımescit'de çok güzel yerler varmış
hiç gitmedim bilmiyorum
bulunduğum yerden yaklaşık 876 km ötede insanlar varmış egosuz
hiç rastlamadım bilmiyorum
doğu felsefesi,aydınlanma,kozmik mevzular,bardo thodol falan filan
çok araştırdım ama sanmıyorum
oturduğun yerin kıymetini bil var mı ismet baba gibisi dediler
baktım ama görmedim bilemiyorum
aldığın her nefes verdiğin her soluk evrene gider pozitif ol derler
hiç nefessiz kaldın mı bilmiyorum?


                          boratosunabla*

20120502



bart'ın hastasıyım ama
bu adam hayatımda gördüğüm en başarılı
en havalı ve en asil kötü adam.

ıhahahahaahahaha...
ıeheahhahahahaheaheahheee...
hahaa?...
heeahhahaheaaa...
heeağheağhhahahahahaaaağh*

sideshow bob's evil laugh nıhağhhağhhahahaheaa**

20120501


sabah;
kahvesi
sigarası
                      ereksiyonu
güneşi


20120429




tekrardan tepindim
belki aşağıdaki
varlık beni duyar
yanıma gelir diye
hiç istemedim
hiç istememiştim bu kadar
gelmesini

düşünmeden yaptığım her eylem
sonunda
okyanusa kavuşmuş bir
su
damlası rahatlığındaydı
ama ben tedirgindim

sonra geldi
kızdı
aidat dedi
giren çıkan belli değil dedi
bu eve
başımla onayladım giren çıkan belli
değildi.*

                    boratosunabla*
 örliy deyz**




sonra dedi ki
gözlerin çok güzel
ama bir şeyler eksik
sanki yaşanmış yaşamış
ama mutlu olmamış gibi bakıyorsun
kimselere eyvallah etmemiş
ama kırgın bakıyorsun
karanlık bir yoldan geçerken
ürkmüş
gibi bakıyorsun

ve sonra dedi ki
aşkla bak
sevgiyle bak
saf ego ile bak
belki aradığın
belki bulamadığını
bulmuş gibi bak
sonra dön
git.

                     boratosunabla*



 hadi hayırlısı.

*çok özledim seni kardeşim.



mikael akerfeldt / steven wilson

bekliyordum, çok istedim
her iki sesi tek kaynaktan dinlemeyi
oldu
düşündüğüm gibi oldu.

bir prog-nerd* istedi bir albüm tanrılar verdi debut albüm.*

20120427

yataktan üzgün kalkmak diye bir şey var
   hem fikir miyiz?
üzüntü iltihabının patlayarak vücuda yayılması diye bir şey var
 hem fikir miyiz?
hiç bilmediğin bir otobüse binip "o"nun oturduğu yerde kaybolma isteği diye bir şey var
 hem fikir miyiz?
kitapların arasına sakladıklarını veya kutudakileri görmezden gelme diye bir şey var
 hem fikir miyiz?
hiç bilemediğin bir duygunun tedirginliği
bir daha yapamayacağım belirsizliği
bu saatten sonra artık çok zor aptallığı
diye bir şey var
    hem fikir miyiz?




oysa kendine koyduğun her engel
duygularına vurduğun her gem
kalbini frenlediğin her saniye
yaşamından çalınan yeni bir duygunun
ve geri gelmeyecek anıların
insanların
sevginin
anıdır.
                                                                         
 
                                                          boratosunabla.*

20120426

üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birinin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez garip bir biçimde
hep sonsuzdur

kare kökü de yoktur


                               turgut uyar-sibernetik
                                          büyük
                                         saat

20120423



aklıma gelmişken ve veya belirmişken
       
 mişken*

yazdan kalma bir gündenmişken.

20120422



the time is 9:30 pm, 1 hour after the participants have eaten sugar cubes saturated with 






LSD.


20120421


ben delalet turşusuna kendim bindim, kime ne?*
ar namus kisvesini taşa çaldım, kime ne?*

20120420

----------ta-daaa!

Andrew Latimer

deve'ye*                   boynun             eğri
               sormuşlar                neden          diye...  


 "o kadar kusursuzum ki" demiş
             
bir damla düzgün müzik yapılmayan kurak bir çölde -devesine- binmek için en önde olacağım insan.*
-hem "patron" hem "anne"-
              iyi. geç. eller!

20120419

"...Dead'ler, Euronymous'lar, Nodtveidt'ler var boku bokuna -veya krallar gibi- gebermiş, sonra Nattramn ve Varg Vikernes gibi adamlar...
Bu adamlar, kankalarının beyninin bir pompalıyla sağa sola şaçılmış fotoğrafını albümlerine kapak yapacak göte sahiptiler..."

                                                               Çağrı Erdem -black metal manifesto(msu)su-

puşttekkesi-tuşlekesi-kanlekesi-buznesnesi thrash/speed/black metal session'ı adına
                                                                                       sonradan hatırlamak için kendime not.

goodbye, papa, please pray for me,
I was the black sheep of the family.
you tried to teach me right from wrong.
too much wine and too much song,
wonder how I get along.

                                                                        -smiley was here-
               
                                                                 bir Pazar Ayini filmi
                                                        bir kaybeden bir "saçlıya" kadıköy'de rastlar...


havva
         karar
                ınca
                     bira
                            z
                              yık
                                   ık
                                      dökük
                                                merdiv
                                                          enimle
                                                                    evi
                                                                         me
                                                                                yaptı
                                                                                        ğım




ve sonunda kavuştuğum yolculuk ve/veya huzrum
                        "moruk çürüdüm be!?*"
                -buraya gülüşmeler gelecek-
                   
             


Gece sokaklara uzanmıştı. Bir kadın amaçsızca İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yürüyordu. Sokak sessizdi hiç olmadığı kadar. Saat de geçti.  Sarı sokak lambasının altına oturdu kadın. Elini cebine attı. Üşüdü. Paltosunun yakasını düzeltti sonra. Bedenini kendine doğru çekti, bir böcek gibi büzüldü. Sigarasını çıkardı. Bekletmeden yaktı. Kafasını sarı ışığa doğru kaldırdı. Işık gözünü aldı. Gözlerini kıstı. Baktı.

Bu sırada bir araba geçti sokaktan hızlıca. Kadını farketmemiş olacak ki yol boyunca oluşmuş su birikintilerine aldırmadan geceye karıştı araba.

Kadın ayağa kalktı. Üzerine baktı. Sırılsıklamdı. Sigarasını bir an olsun bile elinden düşürmedi bu esnada.
Tekrar aynı yere, tam ışığın altına oturdu. Bunu neden yaptığı konusunda ise herhangi bir fikri yoktu. Bilinçsizce yapılan pek çok şey gibiydi bu da…

Islak paltosunun cebinden ufak bir metin çıkardı. Işığın altında, hiç tereddütsüz okumaya dalacaktı.
Kitabı elinde okşadı. Sayfalarını karıştı.

“ Su, mutluluğu öldürür mü? ” dedi içinden…

20120417

hani "hacı bekler gibi" derler ya işte öyle bekledim ben bu naneyi. çölde uzun kuraklıklardan sonra düşecek ilk yağmur tanesini bekleyen kızgın kum gi.. ebenin...

                                  Sa(ı)ğ-lığın(m)ıza.

http://www.youtube.com/playlist?list=PL764FCBEB761F2B2B

bir "şenol erdoğan paylaşımı" çalıntısıdır. ©




sadece bu şarkıyı çalabilme kapasitesi olan bir teyp ve kırmızı bir camper van ile dalyan-kadıköy dolmuşu çekeceğim yazın. ücretleri de "muhabbet" olarak alacağım.


20120416


rakı ve haydari'nin arasında ne bağ varsa
bu abiler ve lav lambası arasında o var.


cosmic journey to the egolessness. "obscure knowledge"