kontra/plak
"a b l a - k a r d e ş" y a y ı n
20120823
gittiğin gün sonumuz olacak
tensiz
ve tam denkler küplere galip
gir kaz çoğumuzu yokoluşların katlanacak
hilkat -ların sesinde dağılacak
-kimi o -ların seni sevmeyen-
üç beş adam kusacak
madamlar onbinlerce kez kusuyor gibi yapacak
seni kime çekişiyle şu koşan atların
gani gani böyle sevişmişim ellerimle
yek iki kelime vereceğim
gözlerini oyacağım kemiklerini
etlerinin önünde vezir olacağım
yavrum nerede yavrum
sikeceğim miyavlamayı
şimdi bu -larınlardan ikisi
vermiyor hani beni sana
senden tuzak sana dahil sende çok
kaynattığımız aşk bulvarlarda takılı
delileri toplayacağız evine
delileri ellerine
ilk saptığım kulvarda deliler
aşkın kimde
hem garip gibi bende
buna delireceğim
aşıkların gözleri kördür sevgililer gibi
sen olmayacaksın
bakacağım
dizlerine
sonradan gidemeyeceğim bulvarda dileniyorum
ağacın buluşmaları yüzünden tenin
tam buradan sesleniyorum yatak döşeğine
yatak döşek sana galip olmayı öğretiyor
"af edersin"
belki "zamanı her şeyle ölçebilirsin"
demişti bir madam
bir madam şakacı sakallı
bir dekadan zalimliğini eskiden yaratmış
kuyuma benziyor dedim şu kimin ki
sözler içersinde büyüyorum artık
enkaz bir aşk gibi işte
kaç diyorum güzelliğine
aşağıdan bakıyorum gözlerine
yavrum nerde yavrum
sikeceğim havlamayı
gelip de kusacağım yüzüne aklıma gelen her düşeşi
kusacağım ve saklanacak kanı hayat kahvelerine
zenne
sikeceğim seni durma kaç
kaç patlak alnımdaki duvara
"düşüneceğim bunu aşk kalabilirdi bizde"
sıralarımız değişmeseydi eğer
-ramen koklayacağım seni
-sillesiyle seveceğim "gine"
yuvalarında her gün bir kelebeği daha öldüreceğim
yavrum nerde yavrum
sikeceğim kükremeyi
elbiseler getireceğim sana
yırtsan da dikilmeyecek
baksan da silinmeyecek
tamam hadi çık merdivenine
ya da kur bir kaç saat daha tadayım seni
hilkat bir saat daha içine
çıplak bir saat daha dışımıza
belki sonumuz olacak
dolduğumuz gün
boratosunabla*
*ahsenözercan'a ithafen
20120815
bulut rengi bir gitarda ince mi teliydi, dokunulmaktan hoşlanmaz ama mecburen diğer beş tele uyardı. sahibininkinden başka ellere katlanamaz penasıyla canını acıtan herkese
ah ederdi.
hassastı, çabuk kopar ama solo çalınınca en güzel duyguları nedense o verirdi. hep en üstteki ikiz kardeşine özenir onun kadar güçlü, diğerleriyle beraber çalınınca onun kadar baskın olmak isterdi.
alıngansa sakin
öfkeliyse ürkek olurdu
üzgünse kızgın
mutluysa saygılı olurdu*
boratosunabla*
*eski iş, yeni ithaf
20120614
20120611
film:
http://www.alluc.org/movies/watch-feed-2005-online/115307.html
trailer:
http://www.alluc.org/movies/watch-feed-2005-online/115307.html
trailer:
consumption is evolution!*
20120605
Kathy Acker was an American experimental novelist, punk poet, playwright, essayist, postmodernist and sex-positive feminist writer.
Acker's formative influences were American poets and writers (the Black Mountain poets, especially Jackson Mac Low, Charles Olson, William S. Burroughs), and the Fluxus movement, as well as literary theory, especially the French feminists and Gilles Deleuze. In her work, she combined plagiarism, cut-up techniques, pornography, autobiography, persona and personal essay to confound expectations of what fiction should be. She acknowledged the performative function of language in drawing attention to the instability of female identity in male narrative and literary history (Don Quixote), created parallelism in characters and autobiographical personas and experimented with pronouns, upsetting conventional syntax.***
-Wikipedia, the free encyclopedia-
Acker's formative influences were American poets and writers (the Black Mountain poets, especially Jackson Mac Low, Charles Olson, William S. Burroughs), and the Fluxus movement, as well as literary theory, especially the French feminists and Gilles Deleuze. In her work, she combined plagiarism, cut-up techniques, pornography, autobiography, persona and personal essay to confound expectations of what fiction should be. She acknowledged the performative function of language in drawing attention to the instability of female identity in male narrative and literary history (Don Quixote), created parallelism in characters and autobiographical personas and experimented with pronouns, upsetting conventional syntax.***
-Wikipedia, the free encyclopedia-
VAHŞI OĞLANLAR
"...Her şeyin müthiş bir ironi ve alaycılığa maruz kaldığı bu "anti-edebiyat" başyapıtı James Joyce ve Samuel Beckett'in edebi deneyselliği ile Marquis de Sade'ın cinsel cürretini bir araya getiriyor. Bunun üzerine bir de uyuşturucuların halüsinatif etkisini ekleyin. Ve işte karşınızda, sizi daha önce deneyimlemediğiniz bir dünyaya sürükleyecek bir hikaye ve kışkırtıcı diliyle William S. Burroughs."
bir gün Jiddu Krishnamurti korkunç bir bel ağrısıyla Doktor Benway'in kapısını çalar.*
20120604
kaldırırım kafamı yukarı
gördüğüm şey ıslak mis kokan toprak
bir köprüden geçerken gıcırdar ellerim
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz
şimdi bir yokuş çıkar ruhum
bir su aygırı açar ağzını afrika'da**
sayfalara akar parmak uçlarımdan gaddar anılarım
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz
uzakta bir karınca hapşırır
bedenimi sarmaşıklar sarar toprak altında
bir ateş kadar soğuktur yatağı kimsesizlerin
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz
dünya dönerken biri üzerinde bıçağını biliyor
keskin olan tarafa insan kader diyor
yavru-ağzı bir gök adam-götü rengi bir eve düşüyor
güldükçe bakar baktıkça güllerim
zerre'den geldik zerre'ye gideceğiz
boratosunabla*
**ithaf.
20120530
20120528
rastgele bir buluta bindim
götür beni maviye dedim
bir anda karardı
önce nefretini kusup
sonra bağırdı
ahmakları buldu
ve ıslattı
neden dedim
aşağı bak
ne kadar küçükler
sadece kendilerine bakıyorlar
dikkatlerini anca böyle çekiyorum dedi
şu hale bak korkuyorlar benden
tanrı dediler bana
isim taktılar
dua ettiler
benden bir şeyler istediler
koyuna bile benzettiler
bırak dalgamı geçeyim
renk renk şeyler açıyorlar
suyumdan kurtulmak için
oysa bilmiyorlar
kafalarına düşen her damla
bütün kötülüklerini alacak
saklanıyorlar arınmaktan
bırak kötüleri izleyeyim
peki ya mavi dedim
mavi yok dedi
hiç olmadı
insan gözlerin
kopkoyu siyaha
mavi ismini taktı
maviyi aldı umutla karıştırdı
denizle dölledi
bırak renkleri kirleteyim
tanrı dedim
tanrı benim dedi
her zamanda ben kalacağım
bir ağacın ruhunda
toprakta
suyumdan korunup
gözlerinizden akan suya duygular yüklediğiniz
ufacık iç dünyanızda kalacağım
bırak şimdi yerime gideyim
en yalnız benim aranızda
ne bir koyunum
ne de gözlerimden akan sular var
her gün zorla size bakmaktan
kafamdan hiç çıkmıyor hatıralarım
önceleri bende insandım
sonra
"kendimden kurtulmak için gölgemi koridora astım."
boratosunabla*
20120527
ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil
cemal süreya
20120526
hiç kararmış filan değilim
üstelik sevinçliyim tazeyim diriyim
karpuz taşıyan bir kamyon gibi aceleciyim
ama şunu kaç kişi hatırlar mesela:
kanlı ellerini önlüğüne silip
kesimden sonra
güvercini düşünen memedali'yi
müniple nizip arasında
evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim birtanem biliyorum da
şimdilik bağışla
turgut uyar - baharda - son şiirler - büyük saat
20120524
sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
uzakta terk edilmiş bir parkta
ahşap bir kaydırak
"çıt"layacak
sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
yağmurdan ıslanmış odanın camında
bir damla
"kay"acak
sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
gece korkan bir çocuk
"anne!" diye bağıracak
"annesi" yetişip onu yanına
"al"acak
sevgilim o kadar kolay öleceğim ki
rüzgarda gözüne bir şey kaçacak
sakın kaşıma
nolursun
yoksa
ölümüm ellerinden
"ol"acak
boratosunabla*
20120522
20120521
uzaktan bir ses geliyor
"kan dökücü tanrı!"
"kan dökücü tanrı!"
delinin biri
aklının fikri
ya da
dervişin zikri
tam duyamıyorum
perdeler kapalı
pencere kirli
önümde televizyon
içinde yalan
açık
renk kusmuğundan başka
bir şey olmayan
ekranda
bağıran
koşuşturan
bir kaçık
gözlerim kapanıyor
işaretler görüyorum
susuz bir havuzda
bir kaşık "ses"de boğuluyorum
bir kitap var önümde
içinde
eski resmin
hala bu kadar berrak mı tenin
turuncu
bir sende
birde gözleri çekik
ufak bir budist ermişte
bu kadar "aydınlık" durur
herhalde
gece
siyah çarşaf
terli beden
kanınla boyadığın duvarlar
sonu gelmez
karıncalı
uyuşturan bir
sanrı
baş ucumda belki hatırlarsın
a.alvarez "intihar, kan dökücü tanrı"
boratosunabla*
20120520
http://www.afilifilintalar.com/engereklimetinler3
"Hiçbir aşkın konu başlığı ve bazı yazıların konusu yoktur."
Gelin,doğru konuşalım: İnsan aşık oldumu,başka biri olma uğraşı gündemine gelir.O güne kadarki tüm özellikler rafa kaldırılır,yerine yenileri edinilir.Tanrım ,meğer gülerken arkadaki çürük dişim görünüyormuş!! Neden bunu evvelden farketmedim! Felaket!
İlk telefon konuşması,yaklaşık bir buçuk saat sürer ve mutlaka konuşulacak birşeyler bulunur.Kim daha çok seni seviyorum derse üstünlüğü o sağlayacaktır....
Gelin doğru konuşalım: İnsan aşık oldu mu ,kendini beğenmez olur.Kişiliğinden ,varlığından soğur.Ruhuyla kavga eder,küser.Ve arabesk tahtına kurulur:'Ben sana layık değilim,kendine daha mükemmel bir sevgili bul,burnunda sümük var ,benden nasılsa bir gün ayrılacaksın,ne bakıyorsun lan sevgilime,kim o daha önceki mi, sen bende ne buluyorsun,beni param için sevmiyorsun değil mi,bağırmadan konuşuyorum,dağıtırım ulan burayı ,içim yanıyor içim...'
Ayrılırsınız.Artık aşk konusunda ahkam kesebilecek ve aşık dostlarınıza altın uyarılarda bulunabileceksinizdir;
-Yok hocam ,yok... Bunlar ağır mevzu! Bizden geçti!"
tamamı değilse bile idare eder bir kopyası tadında ki love story. bir küçük İskender dayağı.*
20120517
Günü hatırlatan ufak bir kırmızılık kalmıştı gökyüzünde…
Kafanı çevirdin. Dışarıya baktın. Gün, geceye
yeniliyordu. Sigara paketini aradın. İçinden bir dal çekip, yaktın. Elini,
camın altındaki soğuk mermere yasladın. Düşündün.
Neyi?
Kararan bir meyvanın rengini andırdı gökyüzü…
Dışarıdan –uzaktan da olsa- haykırışlar geliyordu,
gülüşmeler ve kahkalar…
Duydun. Camdan ayrılıp masana oturdun. Kültablası
izmarit yığılıydı artık. Üst üste binen, leş kokan izmaritler güler gibi oldu sana. Umursamadın.
Kimi?
Kalktın. Üzerine ütüsüz birkaç bişey giydin. Dışarı
çıktın.
Yürüdün. Hiç düşünmeden adımlarını attın.
Nereye?
Az bir zamanda bir tepeye vardın. Buraya daha önce
gelip gelmediğini anımsayamadın ilk önce. Çevrene baktın. Sokağa atılmış küçük
bir çocuk gibiydin o an da… Korktun, gözlerinden bu anlaşıldı. Başkaları
anlarsa ne yaparım diye düşündün. Korkunu içine gömdün.
Başkaları?
Tepedeki yalnız banka oturdun.
Evinden çıkmadan önce gelen gürültüler silinmişti.
Buna sevindin.
Sigaraya sarıldın. Yaktın. Ağzında öylece tuttun. Sonra
içine çektin dumanı hırsla…
Aklına masada yarım bıraktığın roman geldi. Oradan
üç beş cümle mırıldandın içinden.
Bir an gözlerin büyüdü. Zihninde bir şeyler canlandı
sanki. Hayata karşı hep bir sorunun vardı. Bunu büyüttün o gözlerini kocaman
açarak…
Hayat?
Gölgeler belirdi önünde bir anda, tanrıları arkandaki
sokak lambasıydı…
Onlarla konuşmaya başladın. Sigara uzattın hatta
birine. Almadı. Güldüler sana bakarak. Hep bir ağızdan kahkahaları yükseldi gecede…
Namussuz
gölgeler…
Bu tepeye daha önce geldiğini hatırladın. Kiminle
olduğu konusunda kuşkuların vardı ama… “Sevgilimle,”
diye geçirdin içinden. “İmkansız,” dedin sonra…
Gölgeler sıcaktı. Ağladılar.
bütün insanlar çıplak gezerken
beni soğuktan ikiye katlayan şey ne
herkesin soluduğu havada
burnuma gelen kötü koku ne
kalabalık bastırırken
etrafına
bak(a)madığın
o gözlerde ki
duygu ne
insan yapımı
bir şeyin altında
arıyorduk aşkı
oysaki bu dünya
yetemeyecekti bize
türlü totemlerimiz vardı
kara büyüye döndü
kareler ne kadar önemliydi
bronz bir alet içimizi ne kadar titretir
yağmur ne kadar soğuk olabilirdi
herkesin gözleri
biri gibi bakabilir mi
herkesin gözleri
seninkiler kadar değişken mi
kenetlenmek sıcak mı hissettirir
duvarları tırmalayan bir yabancı
çıkarsa karşına
ya da yarım bir hicaz
zamanında anlaşıladım
zamanla anlaşılmaz
boratosunabla*
20120515
hiç sigaraya yakından baktın mı
arkasında beyaz kül bırakarak
yanışını
kağıt arkadaşından ayrılırken
işe yaramaz bir küle dönüşenin
bağırışını
yanık yerdeki meleksi
siyah hareyi
içine çekmeni bekleyen
anca o zaman kızarabilen
ateşi
üfleme
tut içinde
daha çok öleceksin
küfür etme
kokan ellerine
öyle sevileceksin
kuru ağzın
boğazın ve
ciğerinle yiteceksin
söndürme yananı
sen tanrı değilsin
tanrıya rastlayamadan
bu dünyada
iğrenç kokan
bir küle dönüşeceksin
aklında tutunan
tek cümle şu olacak
her izmarit
bir pakete geberdir
sönecek olan zaten
bu dünyada
kendi
küllüğüne doğar
ve bir nefes
bir ateş kadar
yaşar
boratosunabla*
20120514
Ufak su damlacıkları ıslatmıştı bedenini…
Yatağa girmeden önce bir bira içmek istedin.
Kalktım. Biranı getirdim. Elinde tuttun, ılıttın biranı. Anlam veremedim buna.
Yanına yaklaştım. Konuşmak istedim. Bakıştık.
Gözlerin, bıraktığım gibiydi. En son ne
zaman görmüştüm seni… Hatırlayamadım…
Biranı ufak yudumlarla içiyordun. Akşam,
geceye doğru dönüyordu artık...
Yarısını bile içemediğin şişeyi yere
bıraktın. Bana döndün. Elimde, yeni yaktığım sigaramla sana bakıyordum.
Gözlerimiz aynı noktada durdu.
Açık camdan içeriye rüzgar yağmur taneleri
taşıdı…
Dudakların ıslaktı. Bira ve sigaranın
dayanılmaz zevkiyle doluydu. Öpüştük.
İzmir bu mevsimde sıcak mı olur?
20120513
yüzü yüzüme değdiği zaman teninin kokusuyla irkilirdim
boratosunabla*
gözlerinde çatlak damarlar
burnundan gelen içinin kokusu
ağzı, dişleri
32 tane
konuşmaya başlayınca
32 tane
konuşmaya başlayınca
hep birlikte hareket eden
-ucuz ruj- kokan dudakları ve tükürük kokusuyla karışan
nefesi
yüzünde ufak siyah kıllar
boynunda "gece terlemesi" kokusu
yanına yaklaşınca yosunlu dişlerini ortaya çıkaran gülümsemesi
gözlerinin yanında kırışıklar
alnı yağlı, sivilceli
ve
göbek taşı tarafından lanetlenmiş
"leş kokan"
bedeni
sadece ben mi böyle
görüyorum diye sorardım
kendi kendime
sonra hatırlardım ne çok
sevdiğimi
kimse görmezdi onu
benim gördüğüm gibi
bana sorsan böyleyken
her -santimetrekaresi-
cennet bahçesi
sadece ben mi böyle
görüyorum diye sorardım
kendi kendime
sonra hatırlardım ne çok
sevdiğimi
kimse görmezdi onu
benim gördüğüm gibi
bana sorsan böyleyken
her -santimetrekaresi-
cennet bahçesi
boratosunabla*
She take my money when I'm in need
Yeah she's a trifling friend indeed
Oh she's a gold digger way over town
That dig's on me
(She gives me money)
Now I ain't sayin' she a gold digger (When I'm in Need)
But she ain't messin' with no broke niggas
(She gives me money)
Now I ain't sayin' she a gold digger (When I'm in need)
But she ain't messin' with no broke niggas
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl go head get down (I gotta leave)
Get down girl gone head
Richie Kotzen - Gold Digger (Kanye West feat. Jamie Foxx cover)
20120511
“Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun oğlu
bir şiir okusa Karacaoğlan'dan
bir şiir okusa Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den Yunus'tan,
Yunus'tan...”
Sait Faik Abasıyanık
Kalabalıklar içinde yalnızlık çekmenin
ne demek olduğunu en iyi anlatan üstat
Sait Faik’in anısına, saygıyla…
Hişt… Hişt… Hişt…
Nereden
gelirse gelsin be… Yeter ki bi hişt
sesi gelsin kulaklarımıza…
Panço,
Panço, PANÇO!
Orada
mısın?
Hişt!
İstanbul’dan
kaçıp, Burgazada’ya atıverdin kendini… Bir ayağın hep şehirdeydi ama…
Beyoğlu’nun meyhanelerinde rastlayabilirdik sana bazı geceler…
Hişt diyebilirdik
ardından…
Kafanda
neredeyse hiç çıkarmadığın şapkan olurdu. Eminim.
Ağzında
yarısına kadar içtiğin cigaran… Tüttürür dururdun sürekli … Ve masanda rakı… Ölümüne
yol açan, beyaz büyü…
Belki
edebiyatçı dostlarından bazıları da olurdu yanında… Ama sen, yalnızlıktan
hoşlanırdın her zaman…
Evlenmeyi
seçmedin… Kadınlarla aran o kadar da iyi değildi, bir ara yaklaştın evliliğe…
Olmadı. Böylesi daha iyi!
Sürekli
içinde yazma isteği vardı… “Yazmazsam,”
demiştin bir defasında, “deli olucam!”
Doğruydu…
Hele böyle boktan bir hayatın içerisinde yaşarkan… Yazmaktan başka sığınak mı
vardı?
Bir
ara bıraktın yazmayı. Küstün her şeye! İyi ki tekrar başladın üstat! O kalemi
yolda gezerken iyi ki tutup, öptün sonra yonttun… Ve yazdın!
Akşamüstleri
geliyordu aşık olduğun kız… Tam insanlar işten çıkarken… İstiklal’de,
tramvaydan iniyordu… Namussuzdu! Hep aynısını yapıyordu!
İnsanlardan
uzak dursan bile, içinde bir sevgi vardı onlara karşı…
“Bir insanı sevmekle başlar her
şey!” derken bir hikayende, bunu duyumsamamak elde
değildi…
Balıkçılar,
ada insanları, emekçiler, havuz kenarında kendiyle konuşan bir berduş sayende
konuk oldu zihinlerimize…
Bu
yazıyı çok sevdiğin Kaşıkadası’ndan yazıyorum!
Hişt…
Hişt… Hişt…
Panço yanında mı üstat?
20120510
. . .İntiharın cesur adamların kurtuluş yolu olduğuna inanmışımdır hep. Son kumar oyunu. Kesinlikle "Sikeyim hepinizi" tavrı. İntihar için haklı sebepler vardır. Herhangi bir ödlek yıllarca yaşayabilir, bokun içinde korkakça debelenerek. Keder. Acı. İçinizde olsun ya da olmasın. İradesi zayıf olanlar tutunup kalır. Tekrar tekrar yumruk yemek için. Asla huzuru bulamaz. Rahatlayamaz. Mabedini bulamaz. Kalıtsal mirasının ağırlığından kurtulamaz. Kötü genler. Darmadağın bir bilinçaltı. İşkence çeken libido. Parçalanmış ego. Sapkın bir öz benlik. Darmadağın sinirler. Adrenal kaosu. Yaşadıkları işkenceyi başkasına da yaşatırlar. Kurban kendine kurban edeceği birilerini bulur. Acaba intihar, psikopat davranışların kalıtsal olduğu aile geleneğini yıkabilir mi?
Lydia Lunch - Bir Seks Avcısının Günlüğü - Paradoks (syf. 93)
Lydia Lunch - Bir Seks Avcısının Günlüğü - Paradoks (syf. 93)
20120509
Ve kadınlar çığlık çığlığa geçtiler...
İki berduş bir otoyol kenarındalar, sarhoş her
ikiside.
Ellerinde boş şarap şişeleri... Kadınlara
bakıp zevklendiler...
“ Biraz daha içer
misin?”
“ Kaldı mı?”
“Hayır!”
Ve kadınlar yeniden
geçtiler…
“İçerim.”
Ve kadınlar onlara
bakıp güldüler…
“ İçelim.”
Ve kadınlar
yaklaştılar.
“İÇELİM.”
Ve kadınlar daha da
yaklaştılar.
“İÇERİZZZZ.”
Ve kadınlar… Ve
kadınlar… Ve kadınlar…
Ve kadınlar geriye
dönüp gittiler…
“ E hadi içelim!”
20120508
ginsbergamerikayıyazarken
cassadyrampadavitesdüşürürken
kerouackalınbituvaletkağıdıalırken
burroughskaşıkçakmakikilisiyleyken
brautiganevindeyalnızken
hunckletimesmeydanında
synderzazende
solomonrocklandde
orlovskyLaVignekarşısındaçıplakken
drleary"değişmeler"denbahsederken
ben daha doğmamıştım
ya/da
Woodland'daydım
hatırlamıyorum
hepimizin hayatı karışıktı
Bukowski'ninki bile.
boratosunabla*
cassadyrampadavitesdüşürürken
kerouackalınbituvaletkağıdıalırken
burroughskaşıkçakmakikilisiyleyken
brautiganevindeyalnızken
hunckletimesmeydanında
synderzazende
solomonrocklandde
orlovskyLaVignekarşısındaçıplakken
drleary"değişmeler"denbahsederken
ben daha doğmamıştım
ya/da
Woodland'daydım
hatırlamıyorum
hepimizin hayatı karışıktı
Bukowski'ninki bile.
boratosunabla*
20120507
".... Klasik müziği sevmiyorum (en azından, ondan etkilenmiyorum) çünkü kilise müziğine benziyor; çünkü, en azından benim kulağıma göre, bir günü, bir haftayı, bir hayatı oluşturan ufak duygularla ilgilenmiyor; çünkü geri vokaller, bas yürüyüşleri, gitar soloları yok; çünkü klasik müziği sevdiğini iddia eden pek çok insan aslında hiçbir müzik türünü (ya da kültürü) sevmiyor; çünkü ben başka bir şey dinleyerek büyüdüm; çünkü bana bir şey hissettirmiyor; çünkü ben dinlediğim müziğin olduğundan daha 'iyi' olmasına ihtiyaç duymuyorum - harika, gürültülü, diğer her şeyi bastıran, akıl dolu bir saksafon solosu benim işimi görüyor. Bu yüzden benim cenazemde 'Caravan' çalınacak..."
Müziğine sahip çıkan, onu başkalarının düşüncesine aldırmadan dinleyen, okurlarına ve kendisine dürüst bir yazar Nick Hornby. 31 Şarkı'yla zihninin kapılarını herkese açıyor, dünyayı ve hayatı
sevdiği parçalar eşliğinde değerlendiriyor.
Sizin cenazenizde hangi müzik çalsın isterdiniz?
"gene bir şenol erdoğan "isim bağışlaması" sonradan almak için kendime not."
Müziğine sahip çıkan, onu başkalarının düşüncesine aldırmadan dinleyen, okurlarına ve kendisine dürüst bir yazar Nick Hornby. 31 Şarkı'yla zihninin kapılarını herkese açıyor, dünyayı ve hayatı
sevdiği parçalar eşliğinde değerlendiriyor.
Sizin cenazenizde hangi müzik çalsın isterdiniz?
"gene bir şenol erdoğan "isim bağışlaması" sonradan almak için kendime not."
20120506
mare nostrum
en uzun koşuysa elbet
türkiye'de de devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi...
acıyorsam sana anam avradım olsun
ama aşk olsun sana çocuk,
aşk olsun...
Can Yücel
bu insanlar öldüler
öldüler
öldü
öl
kimse boşuna yitmedi
yitmedi
yitme
yit
umarım biliyorsun
biliyorsun
biliyor
bil.
boratosunabla*
burdan olacak iş değil ama yinede go home yankee**
20120505
morphine is a potent opiate analgesic drug that is used to relieve severe pain. it was first isolated in 1804 by Friedrich Sertürner, first distributed by him in 1817, and first commercially sold by Merck in 1827, which at the time was a single small chemists' shop. it was more widely used after the invention of the hypodermic needle in 1857. it took its name from the Greek god of dreams Morpheus
-Wikipedia Free Encyclopedia-
20120504
İki kişiydiler. Denizden biraz yüksekte bulunan tepenin en ucunda birbirlerine sarılmış, öylece duruyorlardı. Bakıştılar. Gözlerinde şimdi ne olacak sorusu ve korkusu vardı her ikisininde. Adam, elini cebine attı. Sigara tablasını çıkardı. İki sigara çekti tabladan. Bir kendisine bir de yanında uzun saçlı kadına verdi. Sigaralarını yakıştılar. Birbirlerine bakmaktan vazgeçtiler o anda. Sonsuzluğa doğru uzanan denize, gözlerini kısarak baktılar. Kadın bir adım geriye çekildi. Arkasını döndü. Bir adım daha geriye gitti. Aynı anda adam da ufak adımlarla denize doğru yürüdü.
Denize ufak bir taş atılmış hissi veren ses yankılandı kadının kulaklarında...
Sigarası halen yanıktı.
Denize ufak bir taş atılmış hissi veren ses yankılandı kadının kulaklarında...
Sigarası halen yanıktı.
doksanlarda grunge doğmuş
ben içine doğdum bilmiyorum
taksim'de asmalımescit'de çok güzel yerler varmış
hiç gitmedim bilmiyorum
bulunduğum yerden yaklaşık 876 km ötede insanlar varmış egosuz
hiç rastlamadım bilmiyorum
doğu felsefesi,aydınlanma,kozmik mevzular,bardo thodol falan filan
çok araştırdım ama sanmıyorum
oturduğun yerin kıymetini bil var mı ismet baba gibisi dediler
baktım ama görmedim bilemiyorum
aldığın her nefes verdiğin her soluk evrene gider pozitif ol derler
hiç nefessiz kaldın mı bilmiyorum?
boratosunabla*
ben içine doğdum bilmiyorum
taksim'de asmalımescit'de çok güzel yerler varmış
hiç gitmedim bilmiyorum
bulunduğum yerden yaklaşık 876 km ötede insanlar varmış egosuz
hiç rastlamadım bilmiyorum
doğu felsefesi,aydınlanma,kozmik mevzular,bardo thodol falan filan
çok araştırdım ama sanmıyorum
oturduğun yerin kıymetini bil var mı ismet baba gibisi dediler
baktım ama görmedim bilemiyorum
aldığın her nefes verdiğin her soluk evrene gider pozitif ol derler
hiç nefessiz kaldın mı bilmiyorum?
boratosunabla*
20120502
20120429
tekrardan tepindim
belki aşağıdaki
varlık beni duyar
yanıma gelir diye
hiç istemedim
hiç istememiştim bu kadar
gelmesini
düşünmeden yaptığım her eylem
sonunda
okyanusa kavuşmuş bir
su
damlası rahatlığındaydı
ama ben tedirgindim
sonra geldi
kızdı
aidat dedi
giren çıkan belli değil dedi
bu eve
başımla onayladım giren çıkan belli
değildi.*
boratosunabla*
örliy deyz**
sonra dedi ki
gözlerin çok güzel
ama bir şeyler eksik
sanki yaşanmış yaşamış
ama mutlu olmamış gibi bakıyorsun
kimselere eyvallah etmemiş
ama kırgın bakıyorsun
karanlık bir yoldan geçerken
ürkmüş
gibi bakıyorsun
ve sonra dedi ki
aşkla bak
sevgiyle bak
saf ego ile bak
belki aradığın
belki bulamadığını
bulmuş gibi bak
sonra dön
git.
boratosunabla*
hadi hayırlısı.
*çok özledim seni kardeşim.
gözlerin çok güzel
ama bir şeyler eksik
sanki yaşanmış yaşamış
ama mutlu olmamış gibi bakıyorsun
kimselere eyvallah etmemiş
ama kırgın bakıyorsun
karanlık bir yoldan geçerken
ürkmüş
gibi bakıyorsun
ve sonra dedi ki
aşkla bak
sevgiyle bak
saf ego ile bak
belki aradığın
belki bulamadığını
bulmuş gibi bak
sonra dön
git.
boratosunabla*
hadi hayırlısı.
*çok özledim seni kardeşim.
20120427
hem fikir miyiz?
üzüntü iltihabının patlayarak vücuda yayılması diye bir şey var
hem fikir miyiz?
hiç bilmediğin bir otobüse binip "o"nun oturduğu yerde kaybolma isteği diye bir şey var
hem fikir miyiz?
kitapların arasına sakladıklarını veya kutudakileri görmezden gelme diye bir şey var
hem fikir miyiz?
hiç bilemediğin bir duygunun tedirginliği
bir daha yapamayacağım belirsizliği
bu saatten sonra artık çok zor aptallığı
diye bir şey var
hem fikir miyiz?
oysa kendine koyduğun her engel
duygularına vurduğun her gem
kalbini frenlediğin her saniye
yaşamından çalınan yeni bir duygunun
ve geri gelmeyecek anıların
insanların
sevginin
anıdır.
boratosunabla.*
20120426
20120422
20120420
20120419
Bu adamlar, kankalarının beyninin bir pompalıyla sağa sola şaçılmış fotoğrafını albümlerine kapak yapacak göte sahiptiler..."
Çağrı Erdem -black metal manifesto(msu)su-
puşttekkesi-tuşlekesi-kanlekesi-buznesnesi thrash/speed/black metal session'ı adına
sonradan hatırlamak için kendime not.
Gece
sokaklara uzanmıştı. Bir kadın amaçsızca İstanbul’un kenar mahallelerinden
birinde yürüyordu. Sokak sessizdi hiç olmadığı kadar. Saat de geçti. Sarı sokak lambasının altına oturdu kadın.
Elini cebine attı. Üşüdü. Paltosunun yakasını düzeltti sonra. Bedenini kendine
doğru çekti, bir böcek gibi büzüldü. Sigarasını çıkardı. Bekletmeden yaktı.
Kafasını sarı ışığa doğru kaldırdı. Işık gözünü aldı. Gözlerini kıstı. Baktı.
Bu
sırada bir araba geçti sokaktan hızlıca. Kadını farketmemiş olacak ki yol boyunca
oluşmuş su birikintilerine aldırmadan geceye karıştı araba.
Kadın
ayağa kalktı. Üzerine baktı. Sırılsıklamdı. Sigarasını bir an olsun bile
elinden düşürmedi bu esnada.
Tekrar
aynı yere, tam ışığın altına oturdu. Bunu neden yaptığı konusunda ise herhangi
bir fikri yoktu. Bilinçsizce yapılan pek çok şey gibiydi bu da…
Islak
paltosunun cebinden ufak bir metin çıkardı. Işığın altında, hiç tereddütsüz
okumaya dalacaktı.
Kitabı
elinde okşadı. Sayfalarını karıştı.
“
Su, mutluluğu öldürür mü? ” dedi içinden…
20120417
hani "hacı bekler gibi" derler ya işte öyle bekledim ben bu naneyi. çölde uzun kuraklıklardan sonra düşecek ilk yağmur tanesini bekleyen kızgın kum gi.. ebenin...
Sa(ı)ğ-lığın(m)ıza.
http://www.youtube.com/playlist?list=PL764FCBEB761F2B2B
Sa(ı)ğ-lığın(m)ıza.
http://www.youtube.com/playlist?list=PL764FCBEB761F2B2B
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


