Gece
sokaklara uzanmıştı. Bir kadın amaçsızca İstanbul’un kenar mahallelerinden
birinde yürüyordu. Sokak sessizdi hiç olmadığı kadar. Saat de geçti. Sarı sokak lambasının altına oturdu kadın.
Elini cebine attı. Üşüdü. Paltosunun yakasını düzeltti sonra. Bedenini kendine
doğru çekti, bir böcek gibi büzüldü. Sigarasını çıkardı. Bekletmeden yaktı.
Kafasını sarı ışığa doğru kaldırdı. Işık gözünü aldı. Gözlerini kıstı. Baktı.
Bu
sırada bir araba geçti sokaktan hızlıca. Kadını farketmemiş olacak ki yol boyunca
oluşmuş su birikintilerine aldırmadan geceye karıştı araba.
Kadın
ayağa kalktı. Üzerine baktı. Sırılsıklamdı. Sigarasını bir an olsun bile
elinden düşürmedi bu esnada.
Tekrar
aynı yere, tam ışığın altına oturdu. Bunu neden yaptığı konusunda ise herhangi
bir fikri yoktu. Bilinçsizce yapılan pek çok şey gibiydi bu da…
Islak
paltosunun cebinden ufak bir metin çıkardı. Işığın altında, hiç tereddütsüz
okumaya dalacaktı.
Kitabı
elinde okşadı. Sayfalarını karıştı.
“
Su, mutluluğu öldürür mü? ” dedi içinden…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder