“Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun oğlu
bir şiir okusa Karacaoğlan'dan
bir şiir okusa Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den Yunus'tan,
Yunus'tan...”
Sait Faik Abasıyanık
Kalabalıklar içinde yalnızlık çekmenin
ne demek olduğunu en iyi anlatan üstat
Sait Faik’in anısına, saygıyla…
Hişt… Hişt… Hişt…
Nereden
gelirse gelsin be… Yeter ki bi hişt
sesi gelsin kulaklarımıza…
Panço,
Panço, PANÇO!
Orada
mısın?
Hişt!
İstanbul’dan
kaçıp, Burgazada’ya atıverdin kendini… Bir ayağın hep şehirdeydi ama…
Beyoğlu’nun meyhanelerinde rastlayabilirdik sana bazı geceler…
Hişt diyebilirdik
ardından…
Kafanda
neredeyse hiç çıkarmadığın şapkan olurdu. Eminim.
Ağzında
yarısına kadar içtiğin cigaran… Tüttürür dururdun sürekli … Ve masanda rakı… Ölümüne
yol açan, beyaz büyü…
Belki
edebiyatçı dostlarından bazıları da olurdu yanında… Ama sen, yalnızlıktan
hoşlanırdın her zaman…
Evlenmeyi
seçmedin… Kadınlarla aran o kadar da iyi değildi, bir ara yaklaştın evliliğe…
Olmadı. Böylesi daha iyi!
Sürekli
içinde yazma isteği vardı… “Yazmazsam,”
demiştin bir defasında, “deli olucam!”
Doğruydu…
Hele böyle boktan bir hayatın içerisinde yaşarkan… Yazmaktan başka sığınak mı
vardı?
Bir
ara bıraktın yazmayı. Küstün her şeye! İyi ki tekrar başladın üstat! O kalemi
yolda gezerken iyi ki tutup, öptün sonra yonttun… Ve yazdın!
Akşamüstleri
geliyordu aşık olduğun kız… Tam insanlar işten çıkarken… İstiklal’de,
tramvaydan iniyordu… Namussuzdu! Hep aynısını yapıyordu!
İnsanlardan
uzak dursan bile, içinde bir sevgi vardı onlara karşı…
“Bir insanı sevmekle başlar her
şey!” derken bir hikayende, bunu duyumsamamak elde
değildi…
Balıkçılar,
ada insanları, emekçiler, havuz kenarında kendiyle konuşan bir berduş sayende
konuk oldu zihinlerimize…
Bu
yazıyı çok sevdiğin Kaşıkadası’ndan yazıyorum!
Hişt…
Hişt… Hişt…
Panço yanında mı üstat?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder