Günü hatırlatan ufak bir kırmızılık kalmıştı gökyüzünde…
Kafanı çevirdin. Dışarıya baktın. Gün, geceye
yeniliyordu. Sigara paketini aradın. İçinden bir dal çekip, yaktın. Elini,
camın altındaki soğuk mermere yasladın. Düşündün.
Neyi?
Kararan bir meyvanın rengini andırdı gökyüzü…
Dışarıdan –uzaktan da olsa- haykırışlar geliyordu,
gülüşmeler ve kahkalar…
Duydun. Camdan ayrılıp masana oturdun. Kültablası
izmarit yığılıydı artık. Üst üste binen, leş kokan izmaritler güler gibi oldu sana. Umursamadın.
Kimi?
Kalktın. Üzerine ütüsüz birkaç bişey giydin. Dışarı
çıktın.
Yürüdün. Hiç düşünmeden adımlarını attın.
Nereye?
Az bir zamanda bir tepeye vardın. Buraya daha önce
gelip gelmediğini anımsayamadın ilk önce. Çevrene baktın. Sokağa atılmış küçük
bir çocuk gibiydin o an da… Korktun, gözlerinden bu anlaşıldı. Başkaları
anlarsa ne yaparım diye düşündün. Korkunu içine gömdün.
Başkaları?
Tepedeki yalnız banka oturdun.
Evinden çıkmadan önce gelen gürültüler silinmişti.
Buna sevindin.
Sigaraya sarıldın. Yaktın. Ağzında öylece tuttun. Sonra
içine çektin dumanı hırsla…
Aklına masada yarım bıraktığın roman geldi. Oradan
üç beş cümle mırıldandın içinden.
Bir an gözlerin büyüdü. Zihninde bir şeyler canlandı
sanki. Hayata karşı hep bir sorunun vardı. Bunu büyüttün o gözlerini kocaman
açarak…
Hayat?
Gölgeler belirdi önünde bir anda, tanrıları arkandaki
sokak lambasıydı…
Onlarla konuşmaya başladın. Sigara uzattın hatta
birine. Almadı. Güldüler sana bakarak. Hep bir ağızdan kahkahaları yükseldi gecede…
Namussuz
gölgeler…
Bu tepeye daha önce geldiğini hatırladın. Kiminle
olduğu konusunda kuşkuların vardı ama… “Sevgilimle,”
diye geçirdin içinden. “İmkansız,” dedin sonra…
Gölgeler sıcaktı. Ağladılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder